Çok çok uzun süredir sanırım siz benden haber almıyorsunuz, ben de sizden haber almıyorum. Dolayısı ile kısa kısa kendimden biraz dipnot verip genel gündem konularına değinmeyi uygun buldum bu satırlarımda. Eskiden böyle bir tabir vardı klasik mektup sonlarında: "sana bu satırlarda allah belanı versin demek isterken..." gibisinden bir elveda kısmı vardı sanki. Yoksa yok muydu. Neyse sktr edin. Aklıma bir an gelip gitti. Sizin sıkıntılarınız size yetmiyormuş gibi biraz da kendi sıkıntılarımdan söz edeyim bari de havayı biraz samimiyete dökelim. Şimdi malum hepimiz iş hayatının sıkıcılığından behsediyoruz. Ama benmkisi öyle böyle değil. Resmen işkence. Yani fiziksel ve mental olarak bana giren çıkan yok ama ben bu kurumsal hayat falan filanlarından sıkıldım. Acil olarak sayısaldan voleyi vurma derdine düştüm. Deli mi skti ne olduysa abukk sabuk beklentiler içine girdim. Bu sene bitmeden bir şekilde ikramiye kazanamazsam sanırsam ki bir bundan sonraki hayatım yaklaşık 25 yıl boyunca zindanlarda çürüyecek. Arada kariyer.net'e filan girip başvuru yapıyorum 3-4 ayda bir. Ama ordan da pek bi cacık olduğunu görmedim. Bu sene temmuz-ağustos ayları İstanbul'da resmen yaz ötesi bir hava vardı. Direkt olarak cehennemin nasıl bir yer olabileceğini 3 aşağı 5 yukarı deneyimledik. Skseler cehenneme gidilmez denir ya, eğer böyle bir son olacaksa ve gittiğimiz terde 18binlik klima olmayacaksa ben kendimi sktirebilirim. Zaten ölmüşüz hacı, bir götün lafı mı olur tarzı avutmalarla, bu iğrenç sondan da dimağımızı sıyırabiliriz. 2010 başında yaklaşık 9 aylık bir bireysel psikoterapi seansı aldım, çok lazımmış gibi, sonunda da bir sik faydasını görmeden voltamı aldım. Siz siz olun, paranızı sokağa atmayın sevgili blog halkı. Haziran ayında iki tane tatsız ölüm haberi ile canlarımız sıkıldı. Biri çocukluk arkadaşım Erdem'in annesi kaybetmesiydi, diğeri de ciciannemin kızı Banu Abla'nın kansere yenik düşmesi oldu. Her iki kayıp da ruhsal anlamda beni dağıttı. Özellikle Banu Abla'nın ölümü ile resmen sıfırı tükettim. Banu Abla abimin de çocukluk arkadaşıdır ve abimden de bir yaş büyüktür. Dolayısı ile kendisi öz ablam kadar yakın olduğundan sağlam koydu bu durum. Kanser olayı ne illet bir olay ve nasıl olur da bu işe bir çözüm üretemiyoruz hala aklım almıyor. Öyle sinsi ve öyle kurnaz bir hastalık ki asla hiçbir şeyden emin olamıyorsunuz. Umarım benzer acıları siz de yakın çevrenizde deneyimlemezsiniz. Çünkü üzülmek bir yana, insanın çaresiz kaldığını derinden hissetmesi çok boktan bir olay. Aşk hayatım tamamen tataklarda. Beyza ile yaklaşık 4.5 sene süren ilişkimize son noktayı koyduk (en son kim koydu ben de anlamadım). Önemli bir boşluk oldu bende, özellikle de böyle boktan geçen bir senede. Ama bazı şeylerin artık ve asla yürüyemeceğini görünce kızı daha fazla üzmenin yersiz olduğunu ben bile anladım. Galiba insan en çok böyle biten ilişkilerde üzülüyor. Birine karşı hisleriniz ve sevginiz bitmezken o ilişkiyi bitirmek zorunda kalmak. Her neyse. Genel olarak hayatın kendisinden de o kadar soğudum ki, hani bir an bir yerde başıma birşey gelse ve ölsem ohh be! diyeceğim. Yani elbette intihar gibi bir girişim yok zihnimde ama sanki hayatın pek de ve derinden anlamlı olmadığını düşünüyorum artık. Anlık ve kısa süreli mutluluk, makaralar tabii ki de güzel ve her an yaşanabilecek şeyler ama kökten birşeylerin eksildiğini hissediyorum kendimde. Ve hayat subjektif yönleriyle benim için içi boş bir turşucuk. Bunların dışında Beşiktaş'ımızın Guti ve Quaresma gibi iki ses getiren transfer sonrasında sezona başlamasıyla hemen kendimizi kaybettik blog ve twitter ortamlarında. Ardından da geçen hafta İnönü'de gittiğim İBB maçıyla boyumuzun ölçüsünü aldık icabında. Hayır, işin garibi bir de kombine alma sevdasına düşmüştük. İyi ki almamışız aq. Son dört senedir çevreme ördüğüm duvarları yavaş yavaş yıkmaya çalışıyorum. Kendimle ilgili bahsedebileceğim en olumlu gelişme bu. Hatta kış sezonunda yeniden pederle oturmaya bile başlama durumumuz var. Bakalım, kısmet. Yaklaşık 4 seneden beri kendi msn live space'imde yazılar yazıyordum. Son anda aldığım bir kararla yazılarımı blogger'a taşımaya karar verdim. Burdan da takip edebilirsiniz: http://timlastik.blogspot.com/ . Geçmiş dönem yazılarıma da blog'un içindeki in sides menüsünde yer alan timlastik linkinden ulaşabilirsiniz. Hayat bana değil, size güzel. Tadına varmaya çalışın! Sağlıcakla kalmanız dileklerimle.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder